Hayatımda kimseyi takip etmemiştim. Acaba benim onu izleyeceğimi biliyor muydu? Kimbilir, belki de bir tuzağın içine doğru çekiliyordum. Böyle bir kadınla benim ne gibi bir işim olabilirdi ki? Aslına bakarsanız o an kendimi bir oyunun içinde gibi hissediyordum. Nasıl olsa bu eğlence de bitecek, ben de bir tezek yığınından farkı olmayan hayatıma geri dönecektim. En azından, başımdan Kazan birahanesinde biralarımızı yudumlarken arkadaşlara anlatacak ilginç bir şeyler geçiyordu.
Aslında böyle şeyler herkesin başına gelebilirdi. Yine de böylesine etkileyici ve insan hafızasını tırmalayacak güzellikte birini bu kadar kısa süre içinde iki kez bile görmek tuhaftı. Bırakın farklı giysileri, sanki farklı hayatlar giymişlerdi üstlerine. Sahildeki kız, rengarenk, neşeli, yüzünde geleceğe ilişkin bir kaygı yakalamakta insanın zorlanacağı tipte bir üniversite öğrencisine benziyordu. Kitapçıdaki kadın ise, topuz yapılmış saçları, mini eteği, topuklu ayakkabıları ve dört dörtlük bir kendine güvenin izlerini hissedebileceğiniz adımları ile gerçek bir iş kadınıydı. Birçok kişiyi yönetiyor olmalıydı. Biraz önümde sakin sakin ilerleyen Chun Li ise, yeni açmış bir çiçeği, cumartesi yürüyüşüne çıkmış, üniversiteyi yeni bitirmiş mutlu bir kadını andırıyordu.
Kızcağız vitrinlere bakmaya başlamıştı. Elindeki yemeklerin soğuması gibi bir kaygısı yok gibi görünüyordu. Çok fazla yaklaştığımı farkettim ve biraz yavaşladım. O an yaptığım iş çok salakça geldi. Ne yapıyordum ki orada? Kendimi dedektif falan mı zannediyordum? Yürüyüp gitmeye karar verdim. İş yerine geç kalıyordum zaten. Başımıza iş almanın alemi yoktu. Kısa bir süre içinde adımlarım normal hızlarını kazanmışlardı.
Tam yanından geçmek üzereyken, ayakkabıcı vitrinine takılmış olan Chun Li’nin telefonu çaldı. Haliyle kulak kabarttım. Tam yanımdaydı ve net bir şekilde ne dediğini duymuştum: “Merhaba İstemi Amca. Ben de şimdi seni…”.
Şimdi:
1- Benim amcamın adı da İstemi ve bu ismin o kadar da sık rastlanan bir isim olduğunu düşünmüyorum.
2- O gün İstemi amcamı aramam gerekiyordu. Daha o sabah beni aramıştı ve benden telefon bekliyordu. “Ben de şimdi seni” diye başlayıp, benim devamını duyamadığım cümle eğer “arayacaktım” diye devam ettiyse -ki bu büyük bir olasılık-, bu durum benim durumumla ciddi bir paralellik gösteriyordu.
3- Kızın sesinin tonu inanılmaz derecede güzeldi. Burnu tıkalı bir melek gibiydi. Sadece bu sesi düşünerek olmayacak hayallere dalabilirdi insan.
Yukarıda saydığım üç nedenden ötürü yürüyüp işe gitme kararımı anında değiştirdim. Hemen yolun karşısına geçip gözümün ucuyla kızı izlemeyi sürdürdüm. Heyecanım iyice artıyordu. Sonra, kız pasaj çıkışlarının kesiştiği ara yola doğru döndü. İlginç bir şekilde benim dönerciye giderken kullandığım yolu takip ediyordu. Adımlarının yavaşlığı, izlemeyi oldukça güçleştiriyordu. En alt katında oradaki pasajlardan birinin girişi bulunan binanın köşesini döndü. On saniye gibi bir süre için onu gözden kaybettim. Binanın köşesini döndüğümde bir an için onu göremedim. Pasajlardan birine girdi sanmıştım. Ama yanılmışım. Oradaydı. Şehir şerçelerinin gizli karargâhının önünde durmuş, duvarı kaplayan sarmaşığa bakıyordu. Ve evet, kuşları dinlemekten başka hiçbir şey yapmıyordu. Kimdi bu kadın?
Tekrar yola koyulduk. Aslında kendi ayak izlerimin üzerinde ilerliyor gibiydim. Tek yaptığı benim zaten atacağım adımları atmaktı. Köşeyi döndü, kitapçı vitrinine şöyle bir baktı, karşıya geçti, gazete bayiinden bir kısa Camel aldı ve üst geçide doğru ilerlemeye başladı. Artık bizim şirketin olduğu binanın önüne gelmiştik. Bir paket kısa Camel da ben aldım. Paramın üzerini sayarken göz ucuyla Chun Li’yi izliyordum. Tahminime göre karşıya geçecekti ve kesinlikle üst geçidi kullanmayacaktı. Neden mi? Çünkü ben de asla kullanmam o üst geçidi. Ama öyle olmadı. Karşıya marşıya geçmedi. Burnu tıkalı melek, adımlarımın hırsızı, Chun Li, o güzel adımlarıyla yavaş yavaş ilerledi ve bizim şirketin binasının kapısından içeri giriverdi.
Birkaç saniye içinde ben de binanın içindeydim. İki metre önümdeydi. Heyecandan yere yığılacaktım. Asansörün önüne geldik. Dönüp bana baktı. Hafifçe gülümsedi. O kadar güzeldi ki. Kafamı önüme eğdim. Yedi yaşında bir çocuk gibiydim. Dizlerimin bağı çözülecekti neredeyse. Asansör geldi ve beraber içeri girdik. Sadece “iki” diyebildim. Tavuk sesi gibi bir ses çıkmıştı ağzımdan. İkiye bastı. Hayatımı çalan kadının nefesini duyuyordum. Ben asansör boşluğuna bakarken o aynada topuzlarını kontrol ediyordu. İkinci kata geldiğimizde ileri doğru küçük bir adım attım. Ama bana yol vermedi. Şirketin içine açılan asansör kapısını itti ve içeri giriverdi. Birkaç saniye asansörde öylece kaldım. Aynada yüzüme baktım. Şaşkına çevirmişti beni. Sonra asansörün ışığı sönüverdi. Hemen kendimi toparladım ve ben de şirketin içine girdim.
Artık yapabileceğim fazla bir şey kalmamıştı. Tıpış tıpış yerime geçecek ve olanları izleyecektim. Sekreterin önünden geçtim ve yavaş yavaş masamın olduğu odaya doğru yürüdüm. Dört kişi çalışırdık o odada. Ben, Güner, Sina ve öküz ölüsü gibi bir printer. İnanılmaz gürültülü bir aletti ve sabahtan akşama kadar kafa beyin bırakmazdı. Ha, bu arada ismim Semih. İşyerindeki arkadaşlarımın artık duruma göre, Simeh, Simülatif, Sinek, Snake gibi isimlerle de çağırdığı olurdu beni.
Neyse, odaya doğru yürüdüm. Hafif aralık olan kapıyı ittim ve içeri girdim. O an dibim düştü. Artık karşımdaki manzaranın nasıl bir şey olduğunu siz de tahmin etmekte zorlanmıyorsunuzdur herhalde. Chun Li masamda oturuyordu. Her şey öylesine normal görünüyordu ki o an sap gibi hissettim kendimi. Hanımefendi masamda oturmuş, pişkin pişkin sigara içiyor, bir yandan da telefonla konuşuyordu: “Tabii, Sabahattin Bey, Kayıp Kazanç analizinin kapsamına iki dönemde de olmayan aileler katılmıyor.” Burnu tıkalı melek! Ulan, daha o sabah ben göndermiştim o analizi. Tamamdı artık. Düşülsün yataktan, çıkılsın bataktan: Rüya bitti! Yürüdüm ve tam masamın önünde durdum. Hafifçe eğilip iki elimi masanın üzerine dayadım. Kafamı hafifçe sola doğru eğdim, nasıl becerdiysem artık, ilginç bir gülümsemeyle gözlerimi Chun Li’nin gözlerinin içine diktim.[1]
Yemyeşil kocaman gözleri vardı: İki yeşil dünya. Bir yandan telefonda Sabahattin Bey’e laf anlatmaya çalışıyor bir yandan da şaşkın şaşkın bana bakıyordu. Durumdan rahatsız olmuş gibiydi. O anda Günerik’in sesini duydum: “Buyrun, yardımcı olabilir miyim?”. Hiç istifimi bozmadan arkamı döndüm. “Ne var lan?” diyecektim ki yüzündeki ciddiyeti gördüm. Açıkcası darmadağın olmuştum. Sinamekintoş’un ifadesi de onunkini aratmıyordu. Odaya girişimden rahatsız olmuştu sanki herkes. Kimsenin beni tanıdığı yoktu. İnsan öylesine pislik bir yaratıktır ki, en iğrenç şeylere bile alışması sadece saniyeler alır. Gülümsemeye çalışıyordum. O an söyleyecek bir şeyler bulmak o kadar zordu ki. Neredeyse üç senedir orada çalışıyordum ve herkes suratıma hayatlarında ilk defa görmüş gibi bakıyordu. O sırada kapı açıldı ve kat sekreteri Zeynep Hanım içeri girdi. Zaten bu işe burnunu sokmasa şaşardım. Az mı Türk kahvesi içip onu bunu çekiştirmiştik bu kadınla? Gençlik anılarını en az beş tur dinlemiştim. Zeynep Hanım’ın ilk lafı “Buyrun beyefendi kime bakmıştınız?” oldu. Öylece dondum kaldım. Ne diyecektim ki bu insanlara ben?
Birkaç saniyelik sefaletin ardından, nasıl akıl ettiysem, “Selami Bey’le görüşecektim” diyebildim. Salamy üst katta çalışıyordu. Hayatta alakamın olmayacağı boş herifin tekiydi. Zeynerkep Hanım, “Selami Bey yukarıdaki ofisimizde çalışıyorlar efendim. Asansörden çıkınca soldaki ilk oda”, der demez hızlı adımlarla kapıya doğru yürümeye başladım. Eminim arkamdan şaşkın gözlerle beni izliyorlardı. Asansöre bindim. Üst kata müst kata çıkmadım tabii ki. Aynen zemine. Yarım saat önce çıktığım yerden nasıl kaçtığım belli değildi.
[1] Meraklısı için söylüyorum, o an suratımdaki ifadeye A dersek,
B: Bu iş yeterince uzamadı mı sence? ,
C: Amacın beni korkutmaksa zaten ödüm bokuma karışmış durumda ,
X1: Güzelsin ,
X2: Güzelliğinin farkındasın (Ya da, güzel olduğunu bildiğini biliyorum) ve
X = (2x1 + x2)/2 iken,
şöyle bir eşitlikten söz edebiliriz: A = ( 2B + C + X ) / 3
21 Mayıs 2009 Perşembe
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

2 buradan yakın:
ulan ben o guner'in var ya?!! nasil tanimadi abi seni? keza digerleri!
neyse uzulme abi duzelecek hersey..
Ben de anlayabilmiş değilim, neden böyle olduğunu:)
Yorum Gönder