28 Şubat 2010 Pazar

Aynalar

Aynalar yürüyor sokaklarda,
Duyduklarını tekrarlayanlar.
Gözlerinin içine bakmaya,
Kimse cesaret edemiyor.
Güneş vuruyor yüzlerine,
Sadece onlar mutlu oluyor,
İzleyenlere ise,
Yanık yüzleri dışında,
Hiçbir şey kalmıyor.
Bahar ve gökyüzü tohumlarını kusuyor,
Bütün bu olanlardan sıkılmış gibi.

12 Nisan 00

13 Şubat 2010 Cumartesi

Fıstıkları Soymaya Devam

Kim olduğunu,
Ne olduğunu bilmeden,
Sokaklarda dolaşan binlercesi gibi,
Dolaştım dün gece sokaklarda,
Kim olduğumu,
Ne olduğumu bilmeden.

Seni düşündüm ve
Şaşırdım bu mucizeye,
Kimin yarattığını,
Neden yarattığını bilmeden,
Kimin yarattığını,
Neden yarattığını bilmeyen,
Binlercesi gibi,
Hayret ettim şu aleme.

Karşı çıksam dedim,
Önüme gelen herşeye,
İyiye, doğruya,
Sadakat ve güzelliğe,
Banka hesaplarına atılan,
Fıstıkları soyarak yaşayan,
Pisliklerden kurulu bu insanat bahçesine.

Ne yorgunum, ne korkak!
İsterlerse kafamı ezeceklerini de,
Biliyorum adım gibi.
Olsun, en azından,
Ben de tabanlarını pisleteceğim,
Diyorum.
Bazen tabii...

Bazen de,
Yeter diyorum,
Bu kadar aç insan varken,
Bırak bu entel geyiklerini.
Daha fazla üzme kendini,
Sus artık,
Kaçırma insanların keyfini!

16 Ağustos 02

9 Şubat 2010 Salı

Kız Kulesinde Kış Güneşi - Son

Gölgelerle anlaşmış,
Süzülmüş yavaş yavaş,
Tutunmuş bir rüzgâra,
Kış günü açmış güneş.

Mavi ipekten kumaş,
Alev alev buruşmuş,
Sarmış Kız Kulesi’ni,
Gümüş rengi bir telaş.

Işıklı bir sırmış kış,
Sulara fısıldanmış,
Dalgaların alnına,
Nakış nakış yazılmış.

Tekneler bir şiirmiş,
İnci gibi dizilmiş,
İstanbul’da o sabah,
Kuşlar bile şairmiş…

Ocak, 2010.